SEVME SANATI

Büyük şair Ruminin sözleri :

Gerçekte, asla sevgilisince aranmadan ortaya çıkmaz sevgili.

Sevginin yıldırımı düştü mü bir yüreğe; bil ki, sevgi başverir o yürekte.

Öbür el olmadan ses çıkmaz tek elden.

Akıllılara göre gök erkektir, yer kadın: yer besler, büyütür göğün attıklarını.

Yer sıcaklığını yitirince, gök ısıtır onu; tazeliğini ve nemini yitirince, gök yeniler onu.

Gök, karısına yiyecek aramaya çıkan bir koca gibi dolanır durur. Ve yer, ev kadınlığıyla uğraşır; çocuklara göz-kulak olur ve onları beslemeyi üstlenir.

Göğe ve yere, akıllı varlıklarmış gibi bakın; zira onlar akıllı varlıkların yaptıklarını yapıyorlar. 8 Nasıl açar yer olmadan çiçekler, bahar dalları?

Gündüz ve gece düşman görülürler dıştan; oysa aynı amaca hizmet ederler. Her biri ortak işlerini tamamlamak için birbirlerini sevmektedirler.

(R. A. Nicholson «Rumi» George Allen and Unwin Ltd. Londra, 1950 S. 122-3.)

Yaşamın mekanik iş dünyasında sıkıştırıldığı, her şeyin aceleye getirildiği, durup dinlenme-düşünme ve dinginliğin acımasız rekabette yok edildiği bir ortamda, kim daha önce bir şeyler yaparsa hedefe o varacağından, her şeyi ele geçirme ve egemen olma mantığıyla işleyen bu süreçte, insanlar yaşamak adı altında acılar, yokluk ve yoksunluklar içerisinde kalmaktadırlar. Artık burada her şey araçlaştırılmakta, herkes herkesi ve her şeyi hiçlemektedir .

İnsan ile ilişkileri diyalektik bir bakışla incelendiğinde, yaşam bir bütündür ve bütünün her bir parçası ve sürecin öteki ilişki, parça ve süreçleriyle ilgisindeki soyut ve somut bağlamları, olan ve olacak olanla bağlantısında da görülebilir. Böylesi bir yaklaşım içerisinde düşünüldüğünde, yaşamın birbirleriyle ilgisiz görünseler de her parçasının birbirleriyle ilişki içerisinde bütünlük taşıdığı görülebilir. Bu bağlamda cinsellik, sevgi ve aşk da , hem kendi içlerinde hem de içinde bulundukları bütünün oluşturduğu diğer alanlar ile ilgilerinde belirli bir birliğin ve bütünlüğün parçaları olarak görülebilir.

Sevgi; cinselliğin varolma temelinde dile gelen, ancak cinselliği de bağlayarak koşullandırıp sınırlayan, yine de cinselliğin yaşamı sürdürmesine başka şekillerde de olsa olanak sağlayan, karşılıklı yardımlaşma ve bütünü bir arada tutma amacına hizmet eden (kimi canlılarda biyolojik, kimilerinde biyo-sosyal) toplumsallık kökenli kültürel ilkeler biçiminde görünüme gelir. Sevginin kendini en güçlü bağlarla gösterdiği ilişkiler anne-çocuk, toplum ya da insan karşısında özgeci eylemi benimsemiş birey tutumu olarak gösterilebilir. Anne çocuk bağında olduğu gibi, özgeci bireyin eyleminin amacında da türün varlığını sürdürmesi bulunur. Cinsellik, sevgide içerilerek aşılır ve olumsuzlanır. Bu olumsuzlama, daha sonra da belirtileceği gibi hiçleyen değil, onu içerip taşıyan bir olumsuzlamadır. Ailenin kurulması da, cinsellik gereksinimlerinin, yani üreme aracılığıyla varlığını sürdürmenin, cinsellik aracılığıyla üretilen çocuğun, yeni neslin yetiştirilmesinin bir tarzı ya da biçimidir.

Sevgide yalan, aldatma ve bencil çıkar yoktur. Her şey çıkarlara dayanır, ama bencil çıkarı aşan çıkarlar vardır ve bu çıkarlar türü gözettiği sürece, çıkar olarak değil de, ortak ilgilerin korunup kollanması anlamına gelir.

Aşk

Aşk’ın, ahlaki ilkeler tarafından belirlenememesi, aşkın, cinselliği ve sevgiyi içererek olumsuzlaması söz konusudur. Ulaşılamayan olma anlamında da Platon(ik)cu aşk asıl aşktır denebilir. Bir film repliğinde, “aşk diye bir şey yoktur, kanıtları vardır” denmektedir. Bu replik, işaret edilen olarak kavramların kendileri yoktur, yalnızca kanıt olabilecek gerçekliklerden oluşan görünüşler vardır, düşüncesine işaret etmektedir.

Günümüz anlamıyla özgürlüğün olduğu yerde aşk, aşkın olduğu yerde özgürlük yoktur. Çünkü aşk, bağlanma, yakalanma, kendini ötekinde kaybetme, ötekiyle birleştirme olarak tanımlanır. Oysa aşk, özgürlüğün kendisidir, öznenin kendini bulduğu yerdir. Özgürlükte kendini bulan aşık, hem kendi hem ötekidir ki, burada hem kendisi hem de öteki özgür bırakılmalıdır. Yine genel yaklaşım bağlamında “Aşk kördür” . Oysa aşk, görmenin kendisidir denebilir.

Cinsellik, Sevgi ve Aşkın (Ontik, Epistemik ve Tinsel) Diyalektiği

Aşk cinsellik ve sevgi aşamaları üzerinden kendini sürdüren bir olgu ya da soyutlama olduğu kadar, maddi koşullara uygun olarak tanımlanan, günümüz bağlamında tinsel duygu hali olarak da betimlenebilir. Bu yoğun duygu haline dayalı her davranış ve düşüncede, kaynağı olan cinsellik ve sevgi, kökensel anlamda içerilerek olumsuzlanır. Burada artık aşk, temelleri olan cinsellik ve sevginin yerine kendini koyar. Ama artık cinsellik ve sevgi yeni bir bütünde içerilerek ortadan kaldırılmış, onların yerine aşkın ölçü veya ilkeleri konmuştur. Burada aşk, cinsellik ve sevgidir de. Cinsellikten sevgiye ve sonra aşka geçişte güçlü bir temel vardır; tersi duruma işaret eden, aşktan sevgiye oradan da cinselliğe geçme yolunu izleyen süreçte de bir yandan epistemolojik, diğer yandan da tinsel nitelikli tutku, kalıcı ve güçlü temel olduğu ileri sürülebilir.

Cinsellik, sevgi ve aşkın diyalektiğinin serimlenmesi şöyle olabilir: İlk aşama olarak cinselliğin bilgi temelli olmayan bir bağlanış, biyolojik doğal üreme kodlarından oluştuğu ve bu durumun varlıksal (ontolojik) temeli meydana getirdiği ileri sürülebilir. Bu anlamda cinsellik, yalnızca canlılığı sürdürme, üreme amaçlı bir devinimdir. Doğal olması nedeniyle cinsellik, toplumsallık ve kültürel sıkıştırmalara karşı gelir; ancak yoksanarak olumsuzlanması olanaksız olduğundan ancak içerilerek aşılmaktadır

Aşk, tensellikten tinselliğe ulaşmadır. Aşk’ın tinsellik içinde; cinselliğin ontik ve sevginin epistemik temelini içererek aştığı, dayandığı köklerden aldığı itkiyle yöneldiği amacına, tutku içinde kendini bilgili bir bilinçle kaybederek bütüne bağlandığı ve birliğe yöneldiği görülmektedir. Bu aşamada başlangıca dönüş vardır ama bulunduğu koşulları aşarak amaca ulaşma söz konusudur. Bu anlamda, aşkın, bilgi ile bütünleşmiş bir bilinç içinde birleşmiş duygu ya da saf heyecanın egemenliğinde düşünülene bir teslim oluş, kendini bırakma olduğu ama aşka gelenin, kendini kendi tasarımlarında oluşturduğu, kendi olduğu kadar duygularında ve düşüncelerinde aşkı yaşadığı, karşısındakini kapsadığı, yarattıklarını amacıyla birleştirdiği belirtilmelidir. Bu durumun nitelikleri, ister ontik ister epistemik ister her ikisini de bütünleştiren temelde birleşme yönelimi olsun, bu süreç, aşıkın kendince tasarladığı amaçları bir araya getirmesiyle belirlenir. Aşk, her durumda kendine dayanak olan iki temeli de içererek aşıp olumsuzlayarak bambaşka bir senteze, tinselliğe ulaşır. Ama burada yine de ontik ve epistemik köklerden kopuş var gibi görünse de, olup bitmekte olan, kaynağa (ontik köklere) dönüştür

Aşk, arzu edilmesine karşın elde edilemeyene, ulaşılmaz olana yönelmeyi, özlem olarak yaratıcılığı, içe dönüşü, başkayı özleyişi ve ona kavuşma arzusunun sonsuz şiddetini dile getirmektedir.

Aşkı, bir tutku bağlamında incelemek, onun sona eren bir yanı olduğunu, yani tutkuya ulaşmakla sonlanmak anlamı içerdiğini de vurgular. Aslında cinsellik, sevgi ve aşk adlandırmasıyla değişik durum ya da ayırıcı özelliklerle gösterilen bu olgu/durumlar, görünüşlerindeki farklılıkları nedeniyle başka başka şeyler olarak adlandırılmaktadır .

Kimse ilk bakışta aşık olmamıştır. Shakespeare.

A – B

KAYNAK : CİNSELLİK, SEVGİ VE AŞKIN DİYALEKTİĞİ Çetin VEYSAL*

Dünyaya geldiğimizde bir serüvene başladık . Acıyı,kederi,hasreti, mutluluğu ,huzuru sevmeyi,sevilmeyi ve sevilmemeyi her şey'i tattık. Evet şimdi var olan tüm kötü düşüncelerden uzaklaşma zamanı her şey' e bir nokta koyup yeniden başlama zamanı ...
Yazı oluşturuldu 82

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön